60’lı yıllarda birbirimize caka atmanın en güzel yolu evimizde Hi-fi müzik sistemi bulundurmaktı. Hi-fi Stereo kavramı o zaman evlere kadar yayılabilen tek medya olan ses unsurunun en gelişmiş haliydi. Hi- Fi yahut High Fidelity… Türkçesiyle aslına uygunluk, yüksek sadakat olarak da tanımlayabileceğimiz ses kayıtları çok önemliydi… Hele bir de o zamanların gözde markası Dual pikabınız var ise 33 devirli plaklardan zevk almamak mümkün değildi. Tıpkı konser salonu gibi…
Devir öylesine hızlı geçiyor ki o zamanların modası Longplay yani uzunçalar tabir ettiğimiz 33 devirli plaklar 70’li yılların içinde yerini önceleri kasetlere, sonlarında ise CD’lere bırakınca tamam demiştik müzik artık istenilen yere geldi… Sonra baktık ki artık müzik parçaları da kopyalanabiliyor yeni teknoloji ile… Oturup kendimize kendi müzik zevkimize uygun müzik CD’leri yapmaya başladık…
High fidelty Stereo standartları CD’lerde kendi yerini bulmuştu… Kusursuz dijital kayıtlar, iğne hışırtısı, arka sesler, hiçbir şey yok.. Tertemiz müzik dinleme olanağına kavuşmuştuk…
İşte tam her şey noktalandı derken bu kez işin içine görüntü unsuru girmeye başladı…
Betamaks yada VHS video kasetler CD’lere kaydedilmeye başlandı ama istenilen kaliteye bir türlü ulaşılamadı ta ki DVD’ler gündeme gelinceye kadar…
DVD’ler bizlere gerçekten makul bir görüntü seviyesi ve daha da önemlisi 70’li yıllardan bu yana yakalanmak istenen dijital çevresel ses sistemini de sunuyordu. Hatta filmler birkaç dilde izlenebiliyor, 32 dile kadar altyazı eklenebiliyordu…
Ses olayı da çözülmüştü DVD’lerle. AC3 tabir ettiğimiz, DTS veya THX diye adlandırdığımız çevresel sesler yüksek sadakatin üstünde inanılmaz bir ses derinliği verip filmin içindeymişsiniz gibi bir kavramla da karşılaştırıyordu bizleri…
Ve geldik son noktaya, Yüksek Çözünürlüğe…
İlgilenenler mutlaka duymuştur Blueray diskleri, High Definition sistemleri … İşte 70’li yıllarda ses sektöründe ulaşılmaya çalışılan High Fidelity günümüzde yerini insanları High Definition denen yüksek çözünürlüğe ulaşmaya bırakmış oluyor.
Bunların sanatla ne ilgisi var demeyeceğinizi biliyorum. Bir kere yüksek kaliteli ses ile müzik dinlemek olağanüstü güzel. En tiz seslerden en pes seslere kadar, çok sesli müzikte bütün çalgıları ayrı ayrı duyabileceğiniz bir sistemde Stravinsky dinlemenin keyfine varmak, o müzikten daha fazla haz almak ve müziği taa içlerinizde hissetmek ne kadar önemliyse artık günümüzde birçok sanat dalını içerisinde barındıran sinema ile yüksek çözünürlükle evimizde buluşmak o denli önemli değil mi?
Yedinci sanat sinemanın gelip gelip dayandığı digital dünya, inanılmaz ve akılalmaz bir hızla yeniliklere imza atıyor… Çok yakın bir geçmişte “Vay be, elin oğlu teknoloji ile neler yapıyor…” diye hayıflandığımız teknolojiyi bakıyoruz Türkiye’mizde de yakalayıvermişiz. Üç aşağı beş yukarı teknoloji ile atbaşı gitme şansına sahip oluvermişiz yurdumuzda da… Tıpkı LCD televizyonun
3, 3 milimetreliğini ürettiğimiz, otomobillerimizin yurtdışına ithal edilmesi gibi bir olgu…
Geçmiş yılların Hi-fi’si bugün HD diye iki harfe bırakıyor yerini. High Definition bir görüntü arkasında otomatik olarak günümüzün digital teknolojisi ve ses işleme kompresorlerini de beraberinde evimize taşıyorlar.
Eğer evinizde çok değil 2000 Türk lirasına aldığınız yüksek çözünürlüklü bir ekranınız var ise, altına alacağınız bir ev sineması ses
sistemi ile geçmiş yıllarda hava atmak için kullanılan birçok olayın evinize hemen taşınmasını sağlayıvereceksiniz …
Üstelik Digiturk- DSmart gibi yerli digital platformlar HD yayınları doğrudan evimize taşıyabiliyorlar. Birçok naklen yayın bugün HD standartıyla yapılabiliyor.
HD, HD dediğiniz de nedir? diye sorarsanız ekranda gördüğümüz noktacıkların giderek küçülmesi olayı . Bir ekranda 1900x1080 adet nokta (pixel) düşünün ve görüntülerin bu noktalarda gösterildiğini… DVD’lerde ise durum 720x576 nokta (pixel)den oluşuyordu. Kalitemiz şimdi toplamda 2 katının üzerine çıktı. Çok yakın gelecekte OLED
televizyon ekranlarıyla çok farklı çözümlerin geleceğini zaten birlikte göreceğiz.
Tabii teknoloji biz tam yakaladık derken bambaşka boyutlarda bambaşka biçimlerde yepyeni
sistemlerle günlük yaşamımız içine girip bizi daha iyi sese, daha iyi görüntüye ulaştırmaya başlamış oluyor bile…
Teknoloji ile uğraşanların söyledikleri şöyle bir laf vardır “Vitrinlerde gördüğünüz bir ürün eve getirdiğinizde yerini yepyeni bir teknolojiye bırakmış olur”
derler… Doğrudur… Biz bu satırları yazarken nerelerde kimbilir neler düşünülüyor ve üretiliyor.
Gerçek olan ise sanat’ın iki unsuru ses ve görselliğin digital çağda bize daha güzel, daha net, daha yüksek performasta ulaştığı…