Obama Türkiye’ye geldi, beraberine getirdiği koca saksıyı da kafamıza fırlatıp gitti. Hatta yıllardır ne kadar da ılımlı İslam olduğumuzu söyleyen büyük birader birdenbire Atatürk’ü hatırlayıverdi. Bundan sonra Amerikalılar da zorda kalınca Atatürk’e mi sığınacak ne?
Türkiye bu saksıdan sonra uyanır mı dersiniz? Gerçi uykumuz ağırdır bizim başımıza ne taşlar düştü kılımız kıpırdamadı. Saksı ne ki?
Bakınız şimdi uyanmak deyince aklıma dünyadaki uyanışlar geldi. Bu tabi, Özal sonrası bizim uyanmamıza benzemiyor. “Uyanık ol”, “Aç gözünü” anlamında ekonomiyi tersten okuyan gelişmekte olan ülkelerinki gibi değil yani. Zaten bir zamanlar gelişmekte olmak diye bir kavram da yoktu.
Hani hepimizin bütün insanlığın uykuya yattığını sandığı “Karanlık Çağ” diye bir dönem vardır. Efendim sonra Rönesans, Reform oldu. Periler gökyüzünden indi. Sihirli değnekleriyle her bir kimsenin kafasına kafasına vurdu. İnsanlık birdenbire aydınlandı. Ah bir de ezber bozan periler olsa.
Bir kere o “Karanlık Çağ” dediğimiz hemen Rönesans öncesi değildi. Aslında bu çağ Kavimler Göçü ile başlamıştı. Biz Türkler’in dünya tarihine yaptığı büyük katkı. Hani İskender Batı’dan Doğu’ya Dünya fethine çıkmıştı da bu arada savaşlardan başını kaldırıp biraz boş zaman bulan insanlık, Helenizm felsefesini ve sanatını bulmuştu ya. İşte kavimler göçü sırasında da daha önce bulduklarını bir güzel kaybetti. Kültürler, sanat eserleri birbirine karıştı. Yollarda düştüler, denizlere gömüldüler. Böylece sanat tarihçilerini uğraştıracak, neyin nerede olduğunu yeniden tasniflemek zorunda bırakacak karanlık çağ başladı. Ve bu toplumlar yerine oturuncaya kadar uzun yıllar sürdü. Kolay değil, toplumların üretimlerini kaybederseniz düşüncelerini de kaybedersiniz. Bunun için günümüzde üretmek adına bir türlü gerekli enerjiyi bulamayan toplumlara bakmamız yeterli değil mi?
Bugün hala ısrarla gelişmekte olan doğu halkları bin beş yüz yıl kadar öce daha önce yaptıklarına öyle bir göz atmış ve dünyanın düşünsel, ekonomik, teknik anamda gelişmesini sağlayacak sistemin temellerini atmaya başlamıştı. Uzunca bir süre koştuktan sonra yoruldu ve bin yıllık uzun uykusuna yattı.
Bu arada Batı Doğu’nun felsefesini almış, içinden özgür düşünceyi ayıklamış ve topluma dayatacağı Skolastik felsefeyi yaratmıştı. Aynı zamanda baskıcı kilisenin manastırlarında kahraman rahipler ile bugün bakirelik yemini dışında adları pek anılmayan rahibeler, ortaçağ Avrupa’sının entelektüel sınıfını oluşturmuş, kilisenin parçaladıklarını yaptıkları çevirilerle durmadan birleştirmeye çalışıyorlardı. Eh, tabii ki hayranlıkla andığımız Galileolar, Lutherler, Leonardalar sihirbazın şapkasından çıkmadı. Kilisenin engizisyonu kurması bir şeyi değiştirmedi. Zemberek bir kez boşalmıştı ve Batı daha sonra bütün insanlığa dayatacağı felsefesini yaratmaya başlamıştı. Büyük uyanış bu olsa gerek. Yaptıklarını unutmamak, kimsenin de unutmasına izin vermemek…
Bir de kadınlar vardı. Her başarılı erkeğin arkasından desteğini esirgemeyen ve sürekli kösteklenen… Bir zamanlar Anadolu’da Tanrıça, doğuda devletlerin başındaydılar. Ömer Hayyam yıldızlara bakarken Cihan şiirler yazıyordu. Yine bu topraklardan Erguvan Hatun kişiliğinin gücünü, sözünü sakınmadığı dizelerinde gösteriyordu. Hani manastırlarda çeviri yapan adsız rahibeler vardı ya, Rönesans döneminden tek bir kadın adı geliyor mu aklınıza? Ben bir tane biliyorum. Artemisia Gentileschi…. Resimler yaptı. Ancak 20. yüzyılda fark edilebildi. Galiba bu dünyada kadınlar daha çabuk unutuldu ve kendilerini yeniden hatırlatmak için uzun süre beklemeleri gerekti. Anais Nin, Virginia Woolf, Rusya’nın devrimci kadın sanatçıları ve Amerika’nın feminist toplulukları adlarını tek tek sayamayacağımız binlerce kadın insanlığın öteki yanının uyanışını temsil ettiler.
Yazıyla Obama ile başladık ya, Amerika’nın zencileri henüz otobüslerde yer bulamazken Harlem Rönesansı’nı yaratmışlardı. Bilie Holiday, Langston Hughes, siyah resim, kara tiyatro… Çığlık çığlığa biz de varız diye bağırıyorlar ve kendilerini görünür kılıyorlardı. Sonra onlardan biri Amerika’nın bakanı oldu. Elinde koca bir saksıyla Türkiye’ye geldi. Lütfen gazeteleri açıp söylediklerine bir göz atınız. Geçmişini, yaptıklarını, değerlerini, kültürlerini, sanatlarını, birlikte yaşadıkları farklı kimlikleri önemsemeyen toplumlar başkalarının hatırlatmalarına ihtiyaç duyarlar.
İyi uykular…